mybookpile finished reading and wrote a review...
“Zira artık bana öyle geliyor ki olmaması gerekenin, yani sizin kötülük dediğiniz kavramın yok edilmesi o kötülüğün iyilik denen kavrama çevrilmesi kadar adil ve makbul bir şey değil.”
Robotlar ilgi alanıma pek girmez, beraberinde getirdiği etik tartışmalardan da pek haberdar olduğum söylenemez. Asimov’un Ben, Robot kitabı listemdeydi ve filmini de çok severim, küçükken korktuğum bir konseptti bu dünya. Çelik Mağaralar’ı kitap kulübünde seçilen kitap olduğundan okudum ve konuya bir giriş yapma fırsatı edindim. Hem muhtemel bir geleceği konu alıyor hem de bir cinayeti çözmeye çalışıyor, bir yerden tatmin etmezse de diğeriyle kompanse edebilir yani ki ben cinayet romanlarını severim bu yüzden o kısmına daha çok odaklanmıştım, ister istemez de Ben, Robot’la kıyasladım. Bir giriş kitabı olarak fena olmasa da soğuk ve uzak dilini sevmedim, çeviriden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum diğer kitapları kendi dilinde okumaya karar verdim. Cinayetin çözümlenmesi fena ilerlemedi ama bayıldığım da söylenemez, bir noktada dönemine göre yargılamak zor oluyor çünkü günümüzde yazılan ve hayretle okuduğum çok kurgu varken geçmişe dönük bir gözle değerlendiremiyorum. Yaratılan dünyayı olası görüyorum, her ne kadar robot kavramını bugünkü yapay zeka kadar canlı bir oluşum olarak görsem de yazarın bulunduğu dönemi ve konunun öncüsü oluşunu da hesaba katarak bu robotları da oldukça tatmin edici buldum. Bir neslin prototipi sonuçta. Gelişime en açık alanlardan biri olsa gerek, özellikle de önünde insan kadar gelişmiş bir örnek varken ve henüz bu örneğin %1ine bile ulaşabilecek tasarım gelişmemişken. “Yapamayız işte, yapamayız. Kendi beynimizin neden böyle işlediğini anlamadıkça, bilimin ölçemeyeceği şeyler var oldukça yapamayız. Güzellik, iyilik, sanat, aşk veya tanrı nedir? Hep bilinmezin kenarında sallanırız ve anlaşılamayanı anlamaya çalışırız. Bizi insan yapan da budur.” Bu fikirlere şu an için katılıyorum çünkü daha insan psikolojisi çözümlenemedi, koskoca bir okyanus adeta, derinliklerinde neler yattığını, bir insanı neyin motive ettiğini, neyin onu tetikleyebileceği bilinmiyor, ruh kavramının tam açıklanamayışı da cabası. Hal böyleyken bir robotu insanlaştırabilmek kolay gözükse bile derinliği yetersiz kalacaktır. Ona bir deri bahşedebilirsiniz ama ruhla doldurabilir misiniz? Ne olduğunu bilmeden sanmıyorum yapılabileceğini. “En büyük kaynağımız yaratıcılık ve o asla tükenmeyecek” Buna da inanıyorum ve geleceğin hem umut vadetmesi hem de karanlık oluşunun sebebini buna bağlıyorum, insanın korkunç potansiyeli çok şey bahşediyor, iyi ve kötü birçok şey. Odak noktamız olan R. Daneel fazlasıyla yapay bir deneyim sunuyor, dış görünüşü insanlaştırılmış ama deneyim sade bırakılmış. Tek tip sıkıcı cevapları var, belki görünüşü kandırıyor ama konuşan fark edebiliyor, chat gptnin yön verilmemiş hali gibi. Belki benimle daha doğal konuş agresifleş falan dense daha karakterli bir hal alabilir. Kendinden önce yazılmış robot kavramını değiştirdiği, daha iyimser bir hale soktuğu, insana düşman bir şeytan yerine insana yardımcı olarak tanıttığı için günümüzdeki robot algısını tamamen değiştirmiş oldu Asimov. Bir yandan da birçok soru işareti bıraktı, ya Asimov’un tanıttığı kurallar bir noktada çiğnenebilir bir hal alırsa? Robotlar insanlara zarar vermeye başlarsa, dünyayı ele geçirirlerse? İnsanların işlerinden olma sebebi olurlarsa? Gibi gibi bir dünya soruyu beraberinde getirdi. İnsanları da ideoloji olarak her durumda olduğu gibi içe beşe böldü böylece. Tartışması keyifli ve aynı zamanda hala yön verilebilir bir gelecekten bahsediyor gibiyiz ama insanoğlu bir o kadar da tahmin edebildiği eceline yürümeyi seviyor gibi, yaşayarak öğrenmek ve yok olmak istiyor olabiliriz. Tadı burda :) bakalım kim haklı çıkacak.
mybookpile finished reading and wrote a review...
eski sevgiliye/eşe mektuplardan oluşuyor çok keyifliydi
mybookpile commented on mybookpile's review of Anxious People
Perfect amount of chaos, idiocy, humor, and life. Everything is intertwined and silly, some things are heart wrenching yet simple as it is. We all go through similar hardships and this book describes it all completely. Straightforward yet strong, Nordic writers usually succeed in delivering simplicity. What sets Fredrik Backman from other Nordic writers I've read so far is that his tone is more sarcastic and light, reaches out to the reader more.
Every single character is important and very dear to me. Like the author says, they are idiots just like us. Sometimes we make mistakes but it does not define our character, it shouldn't.
The stories we sail through are nothing special, you would hear them from your coworkers, your neighbours, your friends... Zara, Jim, Jack, The Bank Robber, Anna-Lena, Roger, Estelle, Julia, Ro, Lennart they are US. People we pass by and maybe touch slightly and never see again. People with mistakes, relationship struggles, hardships. In this story they meet in a slightly absurd situation, they are held captive by a not so successful criminal and get to share their lives and bond over it. So what makes this "not so special" story special? They way it's written and connected. It's insanely chaotic, all over the place, and it definitely does not focus on the end, but rather on the journey.
I'd say this book would make a great comedy movie.
mybookpile finished reading and wrote a review...
Perfect amount of chaos, idiocy, humor, and life. Everything is intertwined and silly, some things are heart wrenching yet simple as it is. We all go through similar hardships and this book describes it all completely. Straightforward yet strong, Nordic writers usually succeed in delivering simplicity. What sets Fredrik Backman from other Nordic writers I've read so far is that his tone is more sarcastic and light, reaches out to the reader more.
Every single character is important and very dear to me. Like the author says, they are idiots just like us. Sometimes we make mistakes but it does not define our character, it shouldn't.
The stories we sail through are nothing special, you would hear them from your coworkers, your neighbours, your friends... Zara, Jim, Jack, The Bank Robber, Anna-Lena, Roger, Estelle, Julia, Ro, Lennart they are US. People we pass by and maybe touch slightly and never see again. People with mistakes, relationship struggles, hardships. In this story they meet in a slightly absurd situation, they are held captive by a not so successful criminal and get to share their lives and bond over it. So what makes this "not so special" story special? They way it's written and connected. It's insanely chaotic, all over the place, and it definitely does not focus on the end, but rather on the journey.
I'd say this book would make a great comedy movie.
mybookpile set their yearly reading goal to 30







mybookpile finished reading and wrote a review...
Kısa hikayelerden oluşan bu kitap barındırabileceği azami gerçekliği barındırıyor. Çeşit çeşit insanın türlü türlü huyunu bu kadar güzel aktarabilen sayılı yazarlardan olmalı Şermin Yaşar. Bu insanları tanımıyorum, yer yer absürt bulduğum tavırlarını sanki bir haberde görmüşüm, bir komşumun dedikodusuyla duymuşum gibi hissediyorum. Karakterleri harika tahlil etmesi bir yana onların psikolojilerini, hislerini çok basit ifadelerle harika yansıtıyor yazar, bu çok değerli, sayfalarca betimleyerek elde edilemeyecek bir samimiyet ve saflık katıyor hikayelere.